İhramcızade İsmail Hakkı Toprak
Kunye
- Dogum Yeri: Sivas
- Tarihler: 1880 - 1969
Sivas'ın manevi mimarı, Nakşibendi-Halidi yolunun 35. halkası. "İhramcızade" lakabıyla maruf, ilim, irfan ve hizmet önderi.
Doğumu ve İlk İntisabı
Hazret, Hicri 1306 (Miladi 1880) tarihinde Sivas'ın Örtülüpınar Mahallesi'nde dünyaya teşrif buyurdu. Askerlik tezkeresi gibi bazı kayıtlarda doğum tarihi H. 1289 (M. 1873) olarak da geçmektedir. Babası Hüseyin Hüsnü Bey, annesi ise Seyyid Mustafa Hâkî Efendi'ye intisaplı Medineli bir seyyide olan Nilli Hatun (Ayşe Hanım) idi.
Rivayete göre anneleri, Ravza-i Mutahhara'da niyazda bulunmasının ardından Hazret dünyaya gelmiştir. Ecdadının Kâbe örtüsü hizmetleriyle meşgul olması nedeniyle kendilerine "İhramcızâde" denilmiştir. Soyadı Kanunu'ndan sonra tevazuyu ve yokluğu ifade eden manasıyla TOPRAK soyadını almışlardır.
Çocukluğu annesinin sıkı terbiyesi altında, "mazhariyetin büyük, abdestsiz su içme" tenbihleriyle geçmiş; 6 yaşında ibadete başlamıştır. İlk manevi arayışlarında Kadirî büyüklerinden Arap Şeyh'e ve Halvetî Mûr Ali Baba'ya bir rivayete göre 5 ila 12 yıl hizmet etmiştir. Arap Şeyh'in "Evlâdım, senin nasibin bizden değil!" ikazı üzerine, Nakşibendî büyüklerinden Seyyid Mustafa Hâkî Efendi'ye (Tokat) intisap ederek tasavvuf yoluna girmiştir. Bu manevi buluşma ânında Hâkî Efendi'nin nazarıyla "ellerinin yeşil bir renk aldığını, O ben oldu, ben O oldum" diyerek Fenâ halini tecrübe etmişlerdir. Hâkî Efendi de, Hazret için "bizde ne varsa hepsini alıp götürdü" buyurmuştur.
Memuriyet ve İrşad Zinciri
Hazret, memuriyet hayatına Müskirat memurluğu ve Düyûn-ı Umûmiye'de çalışarak başlamıştır. Zara Cedid Tuzlası'nda müdürlük yapmış ve 1931'de kendi arzusuyla bu görevden emekli olmuştur. Kurtuluş Savaşı yıllarında cephane taşıma vazifesi sebebiyle halk arasında "Emanetçi Baba" diye tanınmıştır.
Hacda kasketiyle alay edenlere karşı "Benim şapkamı getirin, benim bayrağım gibi bayrak, benim devletim gibi devlet yoktur" buyurarak vatana olan bağlılığını izhar etmiştir.
1920'de mürşidi Hâkî Efendi'nin Hakk'a yürümesinden sonra irşad emanetleri kendisine tevdi edilmiştir. Ancak tevazu göstererek irşad vazifesini vekâleten Sivaslı Hacı Mustafa Tâkî Efendi'ye devretmiş ve ona biat ederek hizmet etmiştir. Takî Efendi'nin de 1925'te vefatından sonra irşad makamına geçmiştir. Hazret, Takî Efendi'yi "bizim sohbet şeyhimiz" olarak anardı.
1938'de, 38 gün boyunca, 38 kişiyle hapis yatıp beraat ettikten sonra hicret niyeti olsa da, rüyasında "Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemdir. Rum’da O’nu büyüteceksin" emri üzerine Sivas'a geri dönerek irşad faaliyetlerine devam etmiştir. Bu dönemde kendini "Garîbu'llâh" (Allah'ın garip kulu) olarak adlandırmış, daha sonra ise "Karîbu'llâh" (Allah'a yakın) makamına erişmiştir.
Tasavvufi Öğretileri ve Toplumsal Hizmetler
Hazret, irşadının temelini şeriatın gözetilmesi üzerine kurmuş ve "Şeriatı olmayanın tarikatı olmaz" diyerek şeriatta kıl kadar noksanı olanın kerametine itibar etmemiştir. Tasavvuf yolculuğunun özünü yokluk bilgisine (ademiyyet) dayandırmış ve "Yok olun. Yok olursanız, Allah Teâlâ var olur" düsturunu öğretmiştir.
Şeyhliği nasıl bulduğu sorulunca, "kendimi bir yokluk içinde ve yok bilirim" cevabını vererek mahviyetini göstermiştir. Keramet yerine Ahlak-ı Muhammedi ile ahlaklanmayı en büyük erdem saymıştır. Siyasetten daima uzak durmuş, "Bizim siyasetimiz siyasete karışmamaktır Bu da ayrı bir siyasettir" buyurarak yolunu ayırmıştır.
Emekliliğinin ardından Çorapçı Hanı'nın üst katındaki odaları, manevi alışverişin yapıldığı "vekâle" olarak kullanmıştır. "İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır" ilkesiyle hareket ederek 1955-1966 yılları arasında Sivas Ulu Camii'nin tamirine öncülük etmiş ve camiye adeta ikinci bir hayat vermiştir. Ayrıca Sivas İmam Hatip Lisesi'nin yapımında da büyük katkısı vardır.
Kerametleri
Pirimiz Hazretlerinin bizzat kendi ifadelerinde veya sadık ihvanlarının şahitliğinde zuhur eden kerametleri (manevi halleri) şunlardır:
- Yokluk Sınavını Kazanması: Kendisine şeyhliği nasıl bulduğu sorulduğunda, “Ne buldum, ne çaldım... kendimi bir yokluk içinde ve yok bilirim” diyerek bu makama yokluk (ademiyyet) ile ulaştığını ispat etmiştir.
- Cennet Gömleği Müjdesi: Hacca gitme niyetinden vazgeçip Sivas’a dönmesi üzerine, gördüğü rüyada kendisine kundak içinde bir çocuk (Hz. Rasûlullah) verilmiş ve “Rum’da O’nu büyüteceksin” emri verilmiştir.
- Ulu Cami ve Manevi Destek: Ulu Cami onarımı için paraları tükenince, minderin altından (bir rivayete göre yelek cebinden) yeni basılmış banknotlar çıkarıp işçilere vermiştir. Bu eserin yapımını, o zor şartlarda tamamlayarak imkânsızı başarmıştır.
- Hızır Aleyhisselamın Görünmesi: Hızır Aleyhisselamı görmek isteyen bir ihvanına, Kayseri Ulu Camii’nden Cuma namazını kılıp gelen bir zatı göstererek, aradaki büyük mesafeye rağmen o zatın Hızır Aleyhisselam olduğunu ispatlamıştır.
- Gıyabi Müridi İkazı: Bir ihvanı içki sofrasında kadehi ağzına götürdüğünde, aniden kolu uyuşup kalmış; Sivas’a geldiğinde Pirimiz’in huzurunda kolu düzelmiştir. Pirimiz, "Bizim ihvanımızın uzaklığı yakınlığı yoktur, her an onlarla beraberiz" buyurmuştur.
- Hastalık ve Tahammül: Felç olan bir emekli albay için okuduğu su, o kişiye vefat etme yolu açmıştır, Pirimiz bu durumu “Haberim var” diyerek karşılamıştır. Yine bir ihvanın felç olduğu haberi geldiğinde, “Bizim ihvanımız felç olmaz ve bunamaz, onun şeriattan (eliyle işaret ederek) şöyle bir yeniği varmış” diyerek, hastalığın nedenini bildirmiştir.
- Keramete Karşı Tavrı: Kendi nefsini öven veya kerameti soran ihvanına, kendisinin ders almadan önce teheccüt namazı kılıp kılmadığını sorarak, namaza başlamasının en büyük keramet olduğunu vurgulamıştır. Pirimiz, “Kerâmet, insanı yoldan geri koyar” buyurarak, keramet izharına önem vermemiştir.
Hakk'a Yürüyüşü ve Halefiyet Zinciri
İhramcızâde Hazretleri, 2 Ağustos 1969 Cumartesi günü sabah saat 9.30 sıralarında Hakk'ın rahmetine kavuştu. Son sözlerinin "namazınızı kılın" olduğu nakledilmiştir. Vasiyeti üzerine Sivas Ulu Camii avlusuna sırlanmıştır.
Hazret'in irşad zincirini devam ettiren Eynesilli Mustafa Eren Efendi Hazretleri'dir. 1926 Eynesil doğumlu olan Eren Efendi, 1953'te Hazret'e intisap etmiş ve Hazret'in, "Onun aşkı bunu kaldırmaya müsaittir" iltifatıyla, yüksek zikirle talime başlamıştır.
1969'da Hazret'in Hakk'a yürümesinden sonra manevi görevine başlamış ve yokluk bilgisi üzere irşadını sürdürmüştür.